|

Son iki haftadır Japon yeni rezerv para birimlerine karşı değer kazanıyor. Barack Obama’nın bankaların riskli yatırımlarda bulunmasını engelleyecek bir öneride bulunması ve Çin’in faiz oranlarını arttırma ihtimalinin bulunması yatırımcıların riskli varlıklardan kaçınmasına sebep oldu. Gelecek hafta Beyaz Saray’ın riski azaltma önlemlerinin Amerika’daki yatırımları azaltıcağı endişesi üzerine toplanacak olan FED toplantısı öncesinde Japon Yeni Amerikan Doları karşısında son bir aydaki en yüksek değerine ulaştı. Geçen hafta dolar $90.72 düzeyinden yüzde 1.1 değer kaybederek $89.72 değerine kadar düştü. Öte yandan Standard & Poor’s 500 endeksinin geçtiğimiz hafta da düşüş içerisinde olması doların çoğu para birimine karşı değer kaybetmesine neden oldu. Japon yeni belirsizlik ortamlarında yükselme eğilimindedir zira Japonya ticaret fazlasından ötürü yabancı sermayeye pek bağımlı değildir ve bu yüzden de piyasalardaki belirsizlik yenin pozisyonunu pek etkilemiyor. Gelecek hafta yapılacak hem Japonya Merkez Bankası hem de FED toplantılarında faiz oranlarında değişikliğe gidilmesi beklenmiyor. Dolayısıyla, gelecek hafta dolar yen kurunu etkileyecek olan faktörler arasında faiz oranları bulunmuyor.
Geçtiğimiz hafta içinde euro dolar paritesi çok güçlü bir destek noktası olan 1.40 seviyesine yaklaştı. Daha geniş bir çerçeveden bakacak olursak, euro’nun dolar karşısında değer kaybetme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Bu düşme eğiliminden ötürü gelecek hafta içerisinde euro’nun destek noktasını tekrar tekrar test edeceği bekleniyor. Fakat bilindiği gibi Forex piyasasında kurları yalnızca bir gösterge etkilemiyor bu yüzden gelecek hafta açıklanacak olan makroekonomik göstergelerin de euro dolar paritesinin seyri üzerinde etkisi olacaktır. Çin’in finansal piyasalardaki spekülatif atakları ve bu ataklardan sonra oluşan balonları engellemeye çalışması, Yunanistan’ın bütçe açığı problemleri ve son olarak Başkan Obama’nın piyasalardaki risk iştahını azaltmak için alınmasını önerdiği tedbirler finans dünyasının bu aralar en çok dikkat ettiği konularda başı çekiyor. Yatırımcılar riskli yatırımlarda bulunmak istemedikleri için gelecek hafta piyasalarda riskten kaçınma eğilimi görebiliriz. Benzer şekillde, forex işlemlerinde bulunanlar belirsizliğin ve sürpriz gelişmelerin yaşanabileceği piyasalardan kaçınıyorlar. Gelecek hafta parite için çok önemli olabilecek veriler açıklanıyor. Bu veriler arasında Amerika Merkez Bankası FED’in faiz kararı, Amerika’da işsizlik maaşı başvuruları, iktisadi toparlanmanın göstergesi olan ev satışı rakamları bulunuyor. Beklentiler dışında gerçekleşecek olan veriler paritenin beklenmeyen bir şekilde seyir değiştirmesine sebep olabilir. Olumlu veriler geldiği sürece kur 1.42 düzeyine çıkabilir fakat piyasalarda geçtiğimiz hafta olduğu gibi olumsuz rakamlar geldiği takdirde paritede 1.40 destek noktası kırılabilir ve kur 1.38′lere kadar gerileyebilir.

Pound dolar ikilisi gün içinde kazandığı momentumu kaybederek yönünü aşağıya çevirdi. Her ne kadar 1.6075 seviyesine kadar gerilese de pound’un tekrar değer kazanmasıyla birlikte günü 1.6110 seviyesinden kapattı. Bu düşüş ile birlikte yeni destek noktaları 1.5892′da oluştu. Dolayısıyla, forex yatırımcıları gözlerini bu noktaya dikmiş durumda. Bu destek noktasının oluşmasındaki en önemli etken 1.64 seviyelerinde var olan yukarı yönlü hareketin kaybolup paritenin düşüşe geçmesidir. Obama’nın açıklamalarıyla değer kazanan dolar ve İngiltere Merkez Bankasının yayınladığı raporlar birlikte düşünülürse, pound dolar paritesi hala değer kaybetme riskine sahip. Eğer parite 1.5892 seviyesindeki destek noktasına kadar gerilerse, forex yatırımcılarından ciddi pound alımları görebiliriz.Bu da kuru 1.62′ye kadar çıkartabilir. Fakat eğer küresel ekonomik krizden toparlanma beklenenden hızlı gerçekleşirse, yeni direnç noktası 1.64 düzeyinde oluşacaktır. Özetle, yukarıda bahsi geçen şartlar oluşmadığı takdirde kısa vadede pound dolar kurunun yönü kısa vadede aşağıya doğru gözüküyor.

Yunanistan’ın hala mali sorununu çözememiş olması euro üstündeki baskıların devam etmesine yol açıyor. Ekonomistlere ve yatırımcılara göre, Yunanistan’daki mali kriz endişeleri aşılana ve güvenilir bir sonuç bulunana dek euro’daki bu durum süreceğe benziyor. Geçtiğimiz yılın kasım ayından beri 1.51′den 1.40′lara kadar tutarlı bir şekilde düşüş gösteren tek para birimi olan euro’nun içinde bulunduğu durumu açıklayan tek etmen Yunanistan’daki mali kriz değil elbette. Euro bölgesinin dünyanın diğer bölgelerine oranla global krizden daha yavaş bir şekilde çıkması, Çin’in likidite bolluğunu dizginlemeye çalışmasının yarattığı korkular ve krizin etkileri geçtikten sonra en son faiz arttırımına gidecek merkez bankasının Avrupa Merkez Bankası olacağına dair beklentiler euro’nun üzerinde baskı yaratan diğer etmenler olarak öne çıkıyor. Öte yandan, Yunanistan’ın şu an yaşadığı problemlerin benzerinin Portekiz’de de yaşanmaya başlanması endişelerin artmasına sebep oluyor. Her ne kadar Yunanistan Maliye Bakanı mali açığın kontrol altına alınacağı belirtse de piyasaların kendisiyle aynı kanıda olmadığı çok açık. Goldman Sachs ekonomistleri Forex Piyasalarının bu euro bölgesinde yaşanan problemin ortak bir hareketle çözümlenebileceğini bildiğini ve bu çözüme ulaşana dek euro üzerindeki baskıların devam edeceğini düşünüyor. Benzer şekilde, euro son haftalarda değer kaybetse de hala gereğinden fazla değerli olduğu da düşünülenler arasında. Bazı yatırımcılar, euro 1.40 seviyesini kırdığında euro’nun 1.28 düzeyine kadar gerileyebileceğini belirtiyor.

Yeni yeni atlatmaya başladığımız küresel ekonomik krizin en önemli nedenlerinden biri olarak gösterilen bankaların gereğinden fazla risk alması Obama’nın önüne geçmeye çalıştığı bir konu bu aralar. Bu yüzden Obama geçtiğimiz günlerde Senato’da bir öneride bulundu. Bu öneri, bankaların büyüklüğünü sınırlamayı, hedge fon işlemleri yapmalarını yasaklamayı, şirket alım satımı yapmalarını ve bankaların kendi sermayeleriyle varlık alım satımı yapmalarını engellemeyi kapsıyordu. Amerika’daki bazı bankaların zaten krizden sonra bu tarz reformlarda bulunduğu biliniyor. Bu sebepten ötürü Obama’nın Avrupa’nın önde gelen bankalarından olan ve bu tarz işlemlerde bulunan Credit Suisse, Deutsche Bank, BNP Paribas, Barclays, UBS, HSBC gibi bankaları kastettiği anlaşılıyor. Obama’nın önerisinin İngiltere’de de olumlu karşılanmasının ardından Barclays gibi bankaların hisselerinde düşüş yaşandı. Tabiki bu önerinin uygulamaya konabilmesi için tüm ülkelerin işbirliği içinde bulunması gerekiyor zira eğer Birleşik Devletler ve İngiltere bu reformları uygular da Avrupa uygulamazsa Avrupa bankaları diğer bankalara avantaj sağlamış olacak. Bu bağlamda, Avrupa’nın Amerika Birleşik Devletleri’ni takip edip etmeyeceği ise soru işareti.
Sonraki yazılar »
|